Yarasalar Karanlıkta Nasıl Yol Bulur? Sesle Görmenin İşleyişi
Yarasalar karanlıkta ağaçlara çarpmadan nasıl uçar? Ekolokasyonun işleyişi, yüksek frekanslı seslerin rolü ve yaygın yanlış bilinenler.
Seda Karaca 4 dk okuma
Karanlık bir yaz akşamında bahçenin üzerinde hızla dönen yarasaları izlerken akla ilk gelen soru şudur: Işık neredeyse hiç yokken bu hayvanlar ağaçlara, tellere ya da birbirlerine nasıl çarpmadan uçuyor? Cevap gözlerinde değil, kulaklarında ve ses üretme yeteneklerinde saklıdır. Yarasaların büyük bölümü çevrelerini duyarak haritalar; bu yeteneğe ekolokasyon, yani yankıyla yer bulma denir. İşleyişi anlaşıldığında bunun bir gizem değil, oldukça düzenli bir fizik ve biyoloji birlikteliği olduğu görülür.
Ses gönder, yankıyı dinle
Ekolokasyonun temeli basittir. Yarasa gırtlağından kısa ve çok yüksek frekanslı sesler çıkarır, bu sesler çevredeki nesnelere çarparak geri döner ve hayvan dönen yankıyı dinleyerek etrafında ne olduğunu çıkarır. Sesin gidip dönmesi için geçen süre nesnenin uzaklığını, yankının şiddeti büyüklüğünü, farklı kulaklara farklı zamanlarda ulaşması ise yönünü belirtir. Bütün bu hesap saniyenin çok küçük bir kesrinde, uçuş sürerken yapılır.
Yarasaların kullandığı seslerin çoğu insan kulağının duyabildiği aralığın üzerindedir. Bu yüzden bahçenizin üstünde onlarca yarasa avlanırken siz neredeyse hiçbir şey duymazsınız. Sessizlik izlenimi yanıltıcıdır; aslında ortam yarasa açısından yoğun bir ses trafiğiyle doludur. Araştırmacılar bu sesleri, frekansı insan işitme aralığına indiren özel dedektörlerle takip eder ve türleri çıkardıkları sesin desenine bakarak birbirinden ayırabilir.
Neden yüksek frekans?
Yüksek frekanslı seslerin dalga boyu kısadır ve kısa dalga boyu küçük ayrıntıları çözebilmek için gereklidir. Alçak frekanslı bir ses küçük bir sineğin yanından geçip gider, ondan anlamlı bir yankı dönmez. Yüksek frekanslı ses ise küçük cisimlerden bile geri yansır. Bunun bedeli menzildir: yüksek frekanslı sesler havada daha çabuk zayıflar, bu yüzden yarasaların ekolokasyonu genellikle yakın çevreyle sınırlıdır. Ayrıntı ile menzil arasındaki bu takas doğada sık rastlanan bir dengedir.
Yarasalar bu dengeyi duruma göre değiştirir. Açık alanda yol alırken daha seyrek ve daha uzun sesler kullanır, böylece daha geniş bir alanı tarar. Bir böceğin izini sürdüğünde ise sesler kısalır ve arka arkaya çok hızlı sıralanır. Avın yakalanmasına saniyeler kala çıkardıkları bu yoğun ses dizisine besleme vızıltısı denir. Amaç, hedefin konumunu son anda çok sık güncellemektir; tıpkı bir el fenerini hızla açıp kapatarak hareketli bir cismi izlemeye benzer.
Kendi sesinden sağır olmamak
Ekolokasyonun en zor kısmı, kendi çıkardığı çok yüksek sesin hemen ardından çok daha zayıf bir yankıyı duyabilmektir. Yarasalar bunu, ses çıkarırken orta kulaktaki küçük kasları kasarak işitmelerini bir an için kısarak çözer. Ses biter bitmez bu kaslar gevşer ve kulak yankıyı almaya hazır hâle gelir. Bu açma kapama döngüsü saniyede onlarca kez tekrarlanır ve tamamen istemsiz çalışır.
Bazı türler farklı bir strateji kullanır: sesi sürekli çıkarır ve yankıyı frekans farkından ayırt eder. Uçarken hareket ettikleri için dönen yankının frekansı bir miktar kayar; hayvan çıkardığı sesin frekansını buna göre ayarlayarak yankıyı kendi sesinden ayırabilir. Bu yöntem, kanat çırpan bir böceği yaprakların arasında bile fark etmelerini sağlar, çünkü kanat hareketi yankıda düzenli bir titreşim deseni bırakır.
Kulak ve burun biçimlerinin işlevi
Yarasa türlerinin kulakları ve yüzleri şaşırtıcı derecede çeşitlidir ve bu çeşitlilik süs değil işlevdir. Büyük kulaklar zayıf yankıları toplamaya yarar; kulak kepçesindeki kıvrımlar sesin geliş yönünü ayırt etmeyi kolaylaştırır. Bazı türlerin burnunda görülen yaprak biçimli çıkıntılar ise burundan çıkan sesi belirli bir yöne odaklamaya yarar, tıpkı bir megafon gibi. Böylece hayvan seslerini rastgele değil, ilgilendiği yöne doğru yollar.
Yarasalar kör müdür?
Yaygın kanının aksine yarasalar kör değildir; hepsinin gözü vardır ve pek çok tür gündüz ışığında da görebilir. Meyveyle beslenen büyük yarasaların bir bölümü ekolokasyonu neredeyse hiç kullanmaz, yönünü görme ve koku duyusuyla bulur. Ekolokasyon, görmenin yerini alan bir yetenek değil, karanlıkta görmenin işe yaramadığı koşullarda devreye giren tamamlayıcı bir sistemdir. Nitekim mehtaplı gecelerde bazı türlerin görmeye daha çok yaslandığı bilinir.
Doğadaki karşı hamleler
Bu kadar etkili bir av sisteminin karşısında avların da savunma geliştirmesi beklenirdi ve öyle olmuştur. Bazı gece kelebekleri yarasa seslerini duyabilen basit işitme organlarına sahiptir; ses yaklaştığında ani bir dalışla kaçarlar. Bazı türler ise kendi çıkardıkları seslerle yarasanın algısını karıştırır. Bu karşılıklı uyum yarışı, avcı ve av arasındaki ilişkilerin ne kadar ince ayrıntılara dayanabildiğini gösteren en bilinen örneklerden biridir.
Yarasalarla aynı çevreyi paylaşmak
Yarasalar çok sayıda böcek tükettikleri için tarım ve bahçe açısından yararlı hayvanlardır; bazı türler tozlaşmaya ve tohum yayılmasına da katkı verir. Kış uykusuna yatan ya da tavan aralarında toplanan kolonileri rahatsız etmemek, gereksiz aydınlatmayla avlanma alanlarını bozmamak ve yaralı bir hayvanı çıplak elle tutmamak temel kurallardır. Onları uzaktan izlemek hem güvenlidir hem de doğal davranışlarını bozmaz.
Bir yarasanın karanlıkta dönerek uçması, dışarıdan bakınca rastgele bir hareket gibi görünür. Oysa o uçuş, saniyede defalarca yenilenen bir ses haritasının üzerinde yürütülen sürekli bir hesabın sonucudur. Hayvan çevresini görmez ama duyar; ve duyduğu şey, karanlığın içinde şaşırtıcı derecede ayrıntılı bir dünya resmidir. Doğanın aynı soruna bizimkinden bambaşka bir çözüm bulabildiğini hatırlatması bakımından ekolokasyon, en öğretici örneklerden biri olmayı sürdürüyor.